Language Login or Register

venq

8 posts 477 total views 0 comments
  • 43 views

    Meçhul Öğrenci Anıtı

    • read more on www.haberturk.com

      ...VE o lisenin inşaatı bittiğinde tam okulun girişine, şöyle her sabah her çocuğun görebileceği bir yere,Ömer için bir taş dahi dikmezlerse... Eğer ki o taşın altına "Meçhul Öğrenci Anıtı" yazmazlarsa... Yani eğer edebiyat okumak için inşaatlarda günde otuz liraya çalışan bir çocuğun ölümü o okulun müfredatına geçmezse... Öğretmen olmak isteyen Ömer için her sabah "dünyanın bütün çiçekleri" konulmazsa o anıtın önüne... Küfrü işte kardeş, o günler için icat ettiler. Çağdaş Türk Edebiyatı 2. sınıf öğrencisi Ömer'i bir inşaatta sevgili kardeşim, yoksul ve aç olduğu için öldürdüler.
      Babası, "Emniyet kemeri olmadığı için öldü oğlum" diyor. Diyor ki, "Tek elbisesi olduğu için utanıyordu, bir elbise için daha para biriktiriyordu. Geçen ay da parasını vermemişler". Babası diyor ki, "Emniyet kemeri olsaydı"... Bir kere daha söyleyeyim:
      Babası diyor ki, "Emniyet kemeri olmadığı için öldü oğlum".

      NE İÇİN ÖLMEDİ ÖMER?
      Parmakları kitap sayfası çevirirken narinleşecek bir genç adamın elleri inşaatlarda nasır tuttuğu için değil yani. Bir insan günde 30 liraya çalışıyor diye değil. Açlar ordusu insanı isyan ettiren bir sessizlikle büyüdüğü için değil. Hiçbirşeysizlerin çaresizliği sayesinde yükselip duran binaların sahipleri, yapılmamış sigortaların paralarıyla zenginleştiği için değil. Sendikaların ümüğü sıkıldığı için değil mesela. Üniversitede "harç parası" diye bir nane olduğu için değil. "Parasız eğitim" diyen üniversiteliler ölmekten beter edilerek gözaltına alındığı için de değil. Yoksul çocukların okuması için harcanacak para silahlara yatırıldığı ve aynı yoksul çocuklar cahil bırakılarak eline o silahlar verilip öldüklerinde hesap sorulmayacak cephelere sürüldüğü için değil.
      Hakkını aramanın "vatan hainliği" sayıldığı bu düzen artık insanı aynı zamanda "günahkâr" da ilan ettiği için değil. İki kuruşluk bulgur ile beş kuruşluk makarnayı ağzı açık beklemeyi ek meğinin hesabını sormaya tercih etmeye zorla nan bu ülke öfkelenmeyi unuttuğu için değil.
      Sivil vesayet-askeri vesayet labarbasının karın doyurmadığını anlamayanların "evet-hayır" gürültüsünde kafası dumanlanan bu memleket, Ömer'i tek başına bıraktığı için değil. Yeşil sermayenin yeşil olmayan sermayeden daha pis olduğu yalanını tekerleyip duranlar, açlar adına konuşmadığı için de değil. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı işini yapmadığı için değil.
      Babası diyor ki, "Emniyet kemeri olmadığı için öldü oğlum".
      Batı Ataşehir'deki Rotary 2420 Bölge Federasyonu, yani lise binası inşaatını yaptıran firma, yani Ömer'in kanına girenler, bir kere açıp bir başsağlığı bile dilememişler. Ağrı'dan koşup gelen babası diyor ki:
      "Bu bir tavuk değil, bir karınca değil. Üniversiteli gencecik bir insan öldü."

      Üniversiteli gencecik bir insan öldü. Kanı bir okulun harcında kurudu...

      BİR ATEŞBÖCEĞİ
      Muhakkak bu yıl olacaktı, inşaatta dengede yürümeye çalışmasını hatırlayacaktı Turgut Uyar'la:
      "Benim dengemi bozmayınız."
      Bir kız geçecekti pencereden, içeri gelecekti Nâzım Hikmet'le:
      "Seviyorum seni / Yaşıyoruz çok şükür der gibi."
      Kız gidecekti Cemal Süreya ile:
      "Gözlerin durur mu? Onlar da gidiyorlar!" diyecekti, kim bilir?
      İnşaatın tepesinde yattığı zamanları hatırlayacaktı İsmet Özel'i okuyunca:
      "Ben öyle bilirim ki / Yaşamak berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır."
      Bilemez insan böyle şeyleri, nasırlarında sızlayan bir bilgiyle, belki en çok Can Yücel'in şu şiirine vurulacaktı:
      "Gün gelir bu işe bu millet de şaşar
      Tam kurşun işlemez deminde karanlığın 
      Bir ateşböceğidir başlar... "
      Ve Ece Ayhan'ın "Meçhul Öğrenci Anıtı" şiirini öğrenemeden Ömer... İşte kardeşim, öfkeyi ve küfrü bugünler için icat ettiler!

    • read more on www.haberturk.com
  • 47 views

    AMA YAPTIKLARI İYİ ŞEYLER DE VAR

    • read more on www.birgun.net
      Sağda solda öyle şeyler söyleniyor ki, “siyaset” dendiğinde işin alfabesinden başlamak zorunlu hale geliyor.
      O zaman şuradan başlayalım: Siyaset, vatandaşın verili bir uğraktaki kanaatlerine, duyarlılıklarına ve yönelimlerine göre, tam tamına buradan kalkarak mı şekillenmeli, yoksa bunları belirli bir doğrultuda değiştirmeyi, dönüştürmeyi ve yönlendirmeyi mi hedeflemeli?
      Günümüz koşulları düşünüldüğünde, sol-sosyalist siyaset elbette bunlardan ikincisine ağırlık verecektir. Eğer (Kıvılcımlı’nın deyimiyle) ortada “turşuya çevrilmiş” bir halk varsa, başka yolu yoktur. Buna karşılık, burjuva siyaseti her zaman vatandaşın nabzını daha çok hesaba katmak, nabza göre şerbet vermek zorundadır. Ancak, burjuva siyasetinde bile vatandaşın nabzını bir ölçüde aşan bir dönüştürücülük ve yüklenme olmak zorundadır. Öbür türlü, düzenin kendini yeniden üretmesi ciddi tehlikeler ve tıkanıklıklarla karşılaşacaktır.
      Hal böyle iken, kendini solda sayan kimilerinde anlaşılması güç, hayli tuhaf kimi yönelimler görülebiliyor. Böylelerinin sahiplendikleri “sol siyaset” anlayışı garip bir “vatandaşlaşmayı” öngörüyor. Özetle şu:
      “İyi şeyler yapanları desteklemek gerekir…”
      Bu anlayıştan yola çıkıldığında, tarihte hiçbir şeyiyle desteklenmeyecek, yaptığı her şey yanlış tek bir burjuva iktidar bile bulmak imkânsızlaşır. Örneğin, 1930’ların İtalya’sında yaşayan bir vatandaş “ben onu bunu bilmem, Mussolini dönemi en azından tren seferlerini çok düzenli ve dakik hale getirdi” deyip ardından “yaptıkları böyle iyi şeyler de var, desteklemek gerekir” sonucuna varabilirdi. Sinema sanatçısı da çıkardı: “Ben sanatıma bakarım, adamlar bize koskoca Cinecitta’yı hediye ettiler…” Sonra, Türkiye’den bir başkası kalkıp sözgelimi “12 Eylül döneminde Türkiye’de çocuk sağlığı alanında kimi olumlu gelişmeler oldu” tespitini yapar, “bu yanını desteklerim arkadaş” diye devam edebilirdi.
      Bunlar ne kadar saçma, ne kadar akıl dışı ise, “ama yaptıkları iyi şeyler de var” deyip AKP aklayıcılığına soyunmak da o kadar saçma ve akıl dışıdır.
      “Ama hiç olmazsa TOKİ ile dar gelirli vatandaşı ev sahibi yapıyorlar…”
      “Ama en azından sermaye cephesinde TÜSİAD tekeline meydan okuyorlar…”
      “İşte bakın, asker vesayetine son veriyorlar…”
      “Helal olsun, yeri geldiğinde ABD’ye bile kafa tutabiliyorlar…”
      “Bu yönleriyle desteklerim arkadaş…”
      Peki, TOKİ’sinden TÜSİAD’ına, asker vesayetinden ABD ile ilişkilere kadar, AKP’nin yaptıkları belirli ve bütünlüklü bir projenin, bir perspektifin, Türkiye’yi dönüştürmeye yönelik kapsamlı bir planın parçaları değil midir? Ya o projeye, perspektife, plana ne diyorsunuz? Bunlar da kabulünüz mü?
      Yoksa “bu kadarına benim aklım ermez” mi diyorsunuz?
      “Ben yaptıkları iyi şeylere bakarım, o kadar” deyip oturuyor musunuz?
      Eğer böyleyse, söylediklerinizi salt sade vatandaş olarak söyleyin, haddinizi bilin ve siyaset adına ona buna, hele hele sola akıl vermeye hiç kalkışmayın.
      Sonra, madem sade bir vatandaş olarak salt yapılan “iyi şeylere” bakma iddiasındasınız, bu “iyi şeyleri” nedense hep Menderes, Özal ve AKP dönemlerinde bulmanızda bir gariplik yok mu?
      Örneğin, bu ülkede Cumhuriyet’in erken dönemlerinde, tek partili yıllarda hiç mi “iyi şey” yapılmamıştır?
      “Yapıldı, ama neyin pahasına?” yanıtını verirseniz, kendinizi de ele verirsiniz. Demek ki, siz de “iyi şeylere” belirli bir bütünlükten hareketle bakabiliyorsunuz ve maliyet hesabı yapabiliyorsunuz. O zaman, AKP’nin yaptığı “iyi şeylere” de gene bir bütünlükten hareketle bakıp aynı hesabı yapmanız gerekir. Deyin ki, “AKP’nin yaptığı ‘iyi şeyler’ şöyle bir dönüştürme planının parçasıdır.”
      Ardından, bu plandan yana olup olmadığınızı açıklayın.
      Yanaysanız, hiç kıvırtmayın, AKP yandaşısınızdır; AKP yandaşlığınızı açık söylememek için “ama iyi şeyler de yapıyorlar” sözde objektifliğine yatmanız hiç gerekmediği gibi bunu yutan da çıkmaz.
      Yok, eğer “ben plan falan bilmem, yapılan iyi şeylere bakarım” tavrında ısrarlıysanız, o zaman bir kez daha haddinizi bilin ve siyaset yapanlara, özellikle soldakilere akıl vermeye kalkmayın.
      • • •
      “İyi şeyler yaptıklarında desteklemek gerekir…”
      Peki, “kötü şeyler” yaptıklarında ne yapmak gerekir?
      “Karşı çıkmak” mı?
      Hangi konuda, kaç kere, ne zaman ve nasıl karşı çıktınız?
      Örneğin, “tutuklulukların cezaya dönüşmesi elbette kabul edilemez” veya “Başbakan zaman zaman ölçüsünü kaçırıyor, üslubunu ayarlayamıyor” dediğinizde bu “karşı çıkma” mı oluyor? Sonra, kendisi bir mevzie yerleşip buradan “iyi şeyleri” destekleyen, “kötü şeyleri” ise eleştiren bir tutum, siyaset midir?
      Geçmişte aktifken, “işin içindeyken”, artık hangisiyse örgütünüzle siyaset yaparken böyle mi yapıyordunuz?
      Keşke böyle yapsaydınız; o zaman bugüne en azından daha az cüruf devrolurdu
    • read more on www.google.com
  • 77 views

    Bunlara evet diyecek solcu varsa...

    • read more on www.birgun.net
    • read more on www.ibrii.com

      Emeğin sömürüsünü unutturmak

      '12 Eylül'de evet darbeyi asker vurdu' diyen Prof. Cangızbay, ekledi: 'Ama işin gasp safhasını neo-liberalizmin Türkiye'deki temsilcisi olan Turgut Özal yaptı. Darbenin asıl sahibi Özal'dır. Bunu böyle göstermeyenler sömürüden nemalananlardır'

      Referanduma 20 gün kala 'Türkiye'nin Hali'ni ünlü sosyoloji profesörü Kadir Cangızbay'la konuştuk. Gazi Üniversitesi'nin hocası Cangızbay'ın ünü sadece entelektüel donanımıyla sınırlı değil. Öğrencileri onu 'aykırı, sınavlarda matrak sorular soran, egemenlere kafa tutmaktan korkmayan, ağzı bozuk, sosyalizmi ve anarşizmi basit sözcüklerle anlatan, kitapları ile makaleleri zor okunan' bir hoca olarak tanıyor.

      1947 doğumlu Cangızbay 'yürümekte zorlanıyorum ama saatlerce bisiklete binebiliyorum' diyerek bisiklete övgüler düzen, anlatılanları bir çocuk merakıyla dinleyen, her sözcüğü dilbilimin süzgecinden geçiren, tarihten örnekler vererek insanın ufkunu açan biri...

      Prof. Cangızbay'a göre 'İnsan gorilin biraz daha kılsızı, ayının biraz daha incesi bir memeli hayvan. İnsanı doğada farklı kılan ise emek, üretim. Yaşanan tartışmaların amacı, 'Üretimdir insanın temeli, emektir insanın yegane değeri' kuralını unutturmak. Sosyalizm ise aydınlanmanın projesi...'

      Nev'i şahsına münhasır hocayı, eşi Gül Cangızbay'ın emekli ikramiyesiyle aldığı Alanya'daki mütevazı yazlıklarında ziyaret ettik. Prof. Kadir Cangızbay, Başbakan'ın 'alkol yerine üzüm' tavsiyesinden, Fazıl Say'ın 'arabesk' tepkisine, TÜSİAD'dan liderlerin üslubuna kadar birçok konuya ilişkin ilginç açıklamalar yaptı... 

      ALLAH RAHMET EYLEYE

      Referandumda oyunuz ne olacak?
      Tabii ki hayır! Referandum insanları manipüle etmeye fevkalade müsait bir teknik. Açıktan açığa sahtekarlık yapılıyor. Eski solcuları tavlamak için 15'nci madde, ülkücüleri tavlamak için Meclis kürsüsünden ağlamalar... Kürtleri tavlamak için bir iki laf da ederler, olur biter. Mevcut anayasa, demokratikleşmenin önünde bir engel gibi gösteriliyor. Oysa demokrasiye en aykırı olan yüzde 10 seçim barajıdır. Seçmenin yüzde 26'sıyla Meclis'in yüzde 66'sı kapatılabiliyor, oyların yüzde 45'i, seçmenin de yüzde 60'ı Meclis'e yansımayabiliyor. Ne ön seçim, ne de tercihli liste... Parti lideri niha” tek seçici. Tek ilke ise lidere itaat. Hangi yasa çıkartılıp, devletin/meclisin başına kim getirilecek, her şey liderin kontrolünde. Eğer bu, 'seçilmişlerin demokratik iktidarı' ise, 'daha fazla demokrasi' diyenin kastettiği de olsa olsa daha fazla monarşi, otokrasi olabilir. 12 Eylül'ün en has ürünü AKP'dir. Bunlara evet diyecek solcu varsa, Allah rahmet eyleye... 

      Demokrasi için neler yapılmalı?
      Baraj tümüyle kaldırılmalı. Milli bakiye sistemi getirilmeli. Türkiye Milletvekilliği ihdas edilmeli. Bir tek oy bile ziyan edilmemeli. İnsanlar o zaman benim memleketim der. 1965 seçiminde Türkiye İşçi Partisi (TİP) bu şekilde Meclis'e girmişti. İsmet İnönü ile Demirel anlaşıp milli bakiyeyi kaldırdılar. Baraj önce solculara karşı uygulandı, sonra Kürtlere karşı.. Hem Kürt açılımı deyip hem baraj uygulamak şizoid bir tutum. Milli bakiye kaldırılınca sol marjinal kesimlerin, onlar da darbeci subayların eline düştü. 60'lı yıllarda devrimcilik adı altında darbeciliğe soyunuldu.

      KAPİTALİZMİN 'YEŞİL' HİNLİĞİ

      Son yıllarda sermayenin el değiştirdiği konuşuluyor. Bu ne anlama geliyor?
      Burada hinlik var. Sermaye aslında temizdir, aktır da yeşil olunca kötü oluyor demeye getiriyorlar. Kapitalizmin en namussuzca ideolojik oyunlarından biri de sermayeyi yeşil diye kötüleyerek sermayenin kendisini aklamaktır.

      'Sosyalizm ve Özyönetim' adlı kitabınızda diyorsunuz ki, 'Bir de bakmışız TÜSİAD demokrat olmuş...'
      12 Eylül darbesi, sendikaları yasaklayarak, grevleri imkansız hale getirerek kapitalizmin önündeki yolları öylesine açtı ki! Yollar TÜSİAD için açıldı ama AKP gibi sonradan o yola girenler kural dinlemeyip öne geçtiler. Asıl kavga budur. Tersanelerde, madenlerdeki cinayetler, sözleşmeli öğretmenler... Her şeyin kayıt dışı olduğu korsan kapitalizm bu. Emekçinin patrona karşı mücadelesini engellemek için müthiş bir işsizler ordusuna ihtiyaçları vardı. Onu nereden temin ettiler? Terörle mücadele deyip köyleri yakıp boşaltarak. O insanların topraklarını, üretim araçlarını ellerinden aldılar. Emekçiler bırakın sendikalılığı, sigortalılıktan bile vazgeçer hale geldiler. Kürtler geliyor, işimi elimden alacak diyen işçi, mücadele etmesi gereken patronuyla kol kola girdi. TÜSİAD, MÜSİAD, AKP hepsi aynı yolun yolcusu. 

      Siyasi iktidarla asker arasında neler yaşanıyor? 
      Askeri vesayet diyorlar şimdi. Bu manipülatörlük, provokatörlük... Siyaset, asker-sivil karşıtlığı içinden okunmaya çalışılıyor. O zaman emek-sermaye çelişkisi, emeğin sömürülmesi, egemenlerin düzeni tartışılır olmaktan çıkartılıyor. Mesela 12 Eylül... Evet, darbeyi asker vurdu ama işin gasp safhasını neo-liberalizmin Türkiye'deki temsilcisi olan Turgut Özal yaptı. Darbenin asıl sahibi Özal'dır. Bunu böyle göstermeyenler sömürüden nemalananlardır.

      Siyasette 'mağduriyetten nemalanma' tartışması yaşanıyor. Nedir bu mağduriyet edebiyatı?
      AKP'nin politikasını şuna benzetiyorum. İşportacı, zabıtayı görünce yakalayın, kaçıyor diye bağırıp dikkatleri dağıtır. Yamağı koşar, zabıta kovalar, işportacı tezgahı toplar. Ya da sakat mal satan işportacı zabıtaya rüşvet verir. Millet parasını istemeye gelince zabıta işportacıyı kovalar gibi yapar. Büyükanıt'ı hatırlayın. Askeri vesayet diye kötüledikleri rüşvetli zabıtadır.  Zabıtanın rüşveti 10 lira, diğerininki 1.5 trilyon...

      BEN SANA SEN DEMİYORUM

      Sözcüklerin kökeniyle özel olarak ilgileniyorsunuz. Siyasetçilerin üslubunu nasıl buluyorsunuz?
      Şu diyalektik işliyor, insan ne kadar az şey bilirse o kadar çok şey bildiğini sanır. Üslupta seviye düşüşünün ağa babası Turgut Özal'dır. Erdal İnönü'ye 'Gel küçük Turgut'la uğraş' demişti. Tayyip Erdoğan'ın 'Ben sana sen demiyorum' sözünü iki yıldır sınav sorusu olarak sorup bu sözdeki tutarsızlığı bulun diyorum öğrencilere...
      'Monşerler' sözünde okumuş yazmışlara düşmanlık var. Kamboçya diktatörü Pol Pot döneminde öldürülen 5 milyon kişinin çoğunun gözlüklüler olması gibi... Başbakan birkaç yıl önce de Şeker Bayramı'na taktı kafayı. Osmanlı Ramazan ayında orucunu tutup bayramı şekerle likörle kutluyordu. Ayrıca içinde kötülük olan adam alkolden korkar. Rakı içmeyin, üzüm yiyin diyen kişiye tekerleği de yasaklamaları lazım. Madem her şey doğal olacak! Diyor ki, 'Biz yaradılanı Yaradan'dan ötürü severiz.' Yeri geldiğinde yine Yaradan'dan ötürü yaradılanı öldürebilirsin demek bu. Köpeklere
      Arap adını koyduğu için hangi Başbakan halkını ırkçılıkla suçlar? Oysa biz filmin negatifine de kıvırcık saçlı- esmer kız çocuklarına da Arap deriz. Aydınlanma öncesi düşünceler bunlar.

      Diğer liderler?.. Devlet Bahçeli...

      Devlet Bahçeli'yi severim, bizde asistandı. Türkiye için bir şanstır çünkü bunları sokaktan topladı. 12 Eylül'den sonra MHP kapatıldı, faşistlerin hepsi bıyıklarını kesip kemik yerine tel çerçeve gözlük takıp ANAP'lı oldular. Üniversitelerde yükseldiler. Bahçeli ise konjonktürden istifade etmedi. Benim partim yeniden kuruluyor, yerim orası dedi. Elimizi sıkıp ayrıldı. 

      Kemal Kılıçdaroğlu?.. 
      Şu ana kadar en fazla hoşuma giden tarafı Recep Bey demesi. Daha köklü bir şey demedi. Seçim barajı yüzde 7 olsun demesi de ne kadar ayıp! İnsanlara engel olmak kimin haddine? Sıfır baraj ve milli bakiye diyemeyen, eksik kalan bir adamcağız.

      -BDP?..
      Son on yıldır oyumu hep onlara verdim ama çok yazık! Halka siyaset yasaklandığı sürece kimlerin sözü geçer? Elinde silah tutanların. AKP tüm gücü polise devretmeye çalışıyor, öbür taraf ise PKK'ya...

      Etnik milliyetçilik neden yükseliyor?
      Emekle sermaye arasındaki çelişkiyi gizlemek için yeni dünya düzeni kimlikler politikasına girdi. İnsanlar kültürel, cinsel, etnik, mezhepsel kimliklerinden ötürü çatışıyormuş gibi gösteriliyor, gerçek gözlerden gizleniyor. İstemedikleri tek şey solun güçlü olması. Kürtlerin üzerine gidilmesi, dillerinin yasaklanması, işkenceler... Bütün bunları yapan asker-sivil bürokrasinin asıl amacı toplumu yatılı kız okulu haline getirmektir. Yatış saati belli, yemek saati belli. Bizim solcuların çok bayıldığı köy enstitüleri de öyleydi. Köylü köyünde kalsın, kimse yer değiştirmesin mantığıyla kuruldu. Toplumu ne kadar sabitlersen o zaman istediğin işi yapabilirsin.

      Türban sorunu?..
      Türbanın yasaklanması laikliğe aykırıdır. Üniversitelerde türban yasaklanınca bu yasağa karşı ilk bildiriyi iki arkadaşımla -Levent Köker, Hamdi Mollamahmutoğlu ve ben- birlikte yazdık.

      'Arabesk dediğimiz kurnaz yavşaklık'

      Fazıl Say'ın 'Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum' sözü tartışma yarattı. Neden?
      Arabesk dediğimiz müzik, tembelcidir. Bazıları bana diyor ki, yazdıklarını üç saatte anlıyoruz.

      Ben onu yazmak için 30 yıl verdim, sen de üç saat ver diyorum. Arabesk hep mağduriyet üzerine kuruludur. Ah, her şeyi yapacak ama yaptırmıyorlar. Yaptıysa dışarıdan zorladılar, mecbur kaldı. Öznelikten istifa etmiş gibi görünüp, alttan alta her türlü haltı yemenin formülüdür arabesk. Yavşaklıktan da öte kurnaz yavşaklıktır. Bir sanatçı özelinde söylenmiş bir laf değil.  Tarz olarak budur.

      Darbe ürünü YÖK'te ne değişti de son zamanlarda kimsenin sesi çıkmıyor?
      YÖK'ün başı değişti. Kendilerinden bildikleri birini getirdiler. Belki de özelleştirilmesinden yana olacağım tek yer üniversiteler. Hocalar, akademisyenlikle ilgisi olmayan kalemler yüzünden çatışır hale gelmesinler. Rektörlük seçimlerinde 40 yıllık arkadaşlar can düşmanı oluyor.

      Bu kadar muhalifken sizi nasıl rahat bıraktılar?
      Bunu ben de kendime söylüyorum. Darbe olmuş. Sen değil içeri atılmak, işinden bile atılmamışsın. Üstüne üstlük profesör olmuşsun. O yüzden sende bir b..luk var diyorum kendime. Ben sadece dersime girip çıkarım ve bilirler ki hiçbir idari görevde gözüm yoktur. O yüzden uğraşmıyorlar. 

      Tehdit edildiniz ama...
      2006 yılının son günlerinde okul çıkışı önce sözlü olarak tehdit edildim sonra arabamın lastikleri parçalandı. Hrant, bana geçmiş olsun demek için telefon etmişti. Ölmeden önceki son konuşmamızdı bu.

  • 22 views

    Bunlara evet diyecek solcu varsa...

  • 31 views

    BOP EŞBAŞKANI TARTIŞMASI

    • read more on www.ulusalkanal.com.tr

      AKP Aydın milletvekili Mehmet Erdem, Kuyucak Postası gazetesine yaptığı açıklamada "Başbakan Erdoğan BOP eşbaşkanı değil, mazlumların lideridir. BOP eşbaşkanı iftirasını atanlar utanacak mı?" demişti. Erdem'in sözlerine cevap veren İşçi Partisi Aydın İl Başkanı İsmail Altuntaş, Tayyip Erdoğan'nın 34 farklı yerde BOP Eşbanı olduğunu itiraf ettiğini söyledi.


      İşçi Partisi Aydın İl Başkanı İsmail Altuntaş, AKP Aydın milletvekili Mehmet Erdem'in Kuyucak postası adlı yerel gazetede yer alan "Başbakan Erdoğan BOP eşbaşkanı değil, mazlumların lideridir. BOP eşbaşkanı iftirasını atanlar ve yalan söyleyenler utanacak mı?" demecine cevap verdi.

      Altuntaş, parti binasında düzenlediği basın toplantısında "Tayyip Erdoğan 34 farklı yerde BOP eşbaşkanı olduğunu kabul etti. İşçi Partisi olarak bu görüntüleri isterse verebiliriz" dedi.

    • read more on www.ulusalkanal.com.tr

      AKP Aydın milletvekili Mehmet Erdem, Kuyucak Postası gazetesine yaptığı açıklamada "Başbakan Erdoğan BOP eşbaşkanı değil, mazlumların lideridir. BOP eşbaşkanı iftirasını atanlar utanacak mı?" demişti. Erdem'in sözlerine cevap veren İşçi Partisi Aydın İl Başkanı İsmail Altuntaş, Tayyip Erdoğan'nın 34 farklı yerde BOP Eşbanı olduğunu itiraf ettiğini söyledi.

      İşçi Partisi Aydın İl Başkanı İsmail Altuntaş, AKP Aydın milletvekili Mehmet Erdem'in Kuyucak postası adlı yerel gazetede yer alan "Başbakan Erdoğan BOP eşbaşkanı değil, mazlumların lideridir. BOP eşbaşkanı iftirasını atanlar ve yalan söyleyenler utanacak mı?" demecine cevap verdi.

      Altuntaş, parti binasında düzenlediği basın toplantısında "Tayyip Erdoğan 34 farklı yerde BOP eşbaşkanı olduğunu kabul etti. İşçi Partisi olarak bu görüntüleri isterse verebiliriz" dedi.

    • read more on www.ulusalkanal.com.tr
Page 1 of 2 1 2

Hello, everybody is using ibrii
why don't you try it?

with ibrii you can snip everything you see from a webpage and share it instantly with your friends

Start now with ibrii
no registration required
or
and enjoy the full power of ibrii