Bilanço ve fail kısa zamanda belli oluyor: Can kaybımız azdır, sebebi kerpiçtir. Aynen benim yaptığım gibi Türkiye gündemini koltuğa yan gelip yatarak ve ekranla 45 derecelik bir açıyla (benim açım öteki 45 derece!) takip eden gazetelerimiz kerpiçin yoksullukla aynı şey demek olduğunu tespitte birleşiveriyorlar: "Kerpiç evler değil, ihmal ve yoksulluk öldürüyor, Yoksulluk Depremi, Fukaralığın Bedeli, Fakirlik öldürdü" vesaire... Anladık kerpiç öldürdü ama ilk darbede kesmeşeker gibi eriyiveren kerpiçin üstündeki çatı teşkilatı hayli mazbut görünüyor üstad; hatta güneş ısıtma sistemi bile var. Ne mânâ bu? Mânâsı şu; yapıyı ayakta tutar düşey (kolon) elemanlarla iktifa ederken, yapıya yatay esneklik ve metanet kazandıracak kiriş ve bağlantıları "ilerde bakarız bir çaresine" diyerek savsaklıyoruz. Bunun adı yoksulluk değil amcalarım; sizin o manşetleriniz 1966'daki Varto, Hınıs Depremleri için doğruydu; şimdi değil. 


Binalara kolon kiriş yapacak paramız var aslında fakat harcama önceliklerimiz değişti; az önce arz ettimdi... desem, kırk yerden itiraz gelir; en iyisi şöyle diyorum:


Devlet, bütün kerpiç evleri yıktırıp yerine TOKİ standartında binalar yaparak bedava dağıtmalı, eli değmişken yoksulluğu da yasaklamalıdır.